Matrix Bilmecesinin Cevabı Üzerine

Matrix serisi, üçüncü bölümüyle son buldu. Önceki bölümlerden farklı olarak bu kez havalarda mânâsız tenkid denemeleri uçuşmuyor. Matrix’in insanın zihnini adeta mıncıklayan, kışkırtan kurgusu bu sefer seyircileri şaşkın bırakmışa benziyor. Sanki bir şey yahut birçok şey havada kalmış gibi görünüyor.

İşin doğrusu ilk seyredişimizde serinin sonu bizim için de sürpriz olmuştu. Hollywood kalıplarına, Amerikan sinemasının klişelerine bakarak izah etmekle zorlanacağımız bir sonla karşılaştık. İnsanlığın ümidi, “mesih” nasıl olduysa serinin başından beri mücadele verdiği, yok etmeye çalıştığı makinelere teslim olmakla kalmıyor, makineleri tehdit eden bir unsuru (Smith) onlara teslim etmek ve seyircileri hayal kırıklığına uğratmak pahasına, her yanı mağlubiyet kokan sahte bir barışa imza atıyordu.

Filmdeki kurgunun bir alegori olduğunu, sembolik olarak anlatılmak istenen bir şeylerin olduğunu sanırım alelâde bir kung-fu filmi seyretmediğinin farkında olan herkes teslim edecektir. Peki ama nedir bu sembolizm? Anlatılmak istenen nedir? Bu sorulara cevap verirken iki türlü yol tutulabilir: ya filmi kendi içinde manalı ve tutarlı ama birbirlerinden bağımsız alegorilerden müteşekkil sayacağız, yahut filmin bütününde işlenmiş tek bir alegorinin izlerini süreceğiz. Birinci yol tabi ki kolay bir seçim olacaktır. Bu yolu seçenlerin filmdeki sahnelerin zihinlerde husule getirdiği tedâilere, bir bütünün içinde yer arama zahmetine girmelerine gerek kalmayacaktır. Nitekim filmle ilgili yazan, konuşan kimselerin birçoğunun bu yolu tuttuğuna şahit olduk. Fili tarif eden körler hikayesinde olduğu gibi, kimi “aslında kaşık yok” cümlesinin geçtiği sahneye bakıp tasavvuftan bahsetti, kimisi Neo’nun rüyalarına, “mimar”ın ışıktan kapısına, sezgiyle aydınlanmanın anlatıldığı sahnelere bakıp gnostisizmden. Film serisi tamamlanana kadar bu yaklaşımları mazur görmek mümkündü. Zira bütünü görmek mümkün değildi. Ama şimdi hikayenin anlatımı tamamlandı. Artık tahlilden terkibe uzanmanın vaktidir. Önce “Matrix nedir?” sorusuna verdiğimiz cevabı, sonra da filmdeki diğer sembollerin tekabül ettiği gerçeklikler üzerine düşüncelerimizi aktaralım.

Nedir bu Matrix?

Üçüncü filmi seyrettikten sonra Matrix’in ne olduğuna dair yapmış olduğumuz akıl yürütmelerinin birer birer boşa çıktığını gördük. Serinin bitişi, filmi, “neo-gnostisizm” propagandası veya medyanın modern dünyayı getirdiği noktanın post modern tenkidi olarak basitçe izah etmemize imkân tanımıyordu. Önümüzde, mevcut yaklaşımlarla izahı mümkün olmayan bir vaziyet belirmişti. Makineler dünyası neden yok edilmemişti? Matrix’in varlığını sürdüreceği bilindiği halde neden zafer kutlamaları yapılmıştı?

Bu kez, sayıları yüzleri aşan Internet’teki tartışma grupları bize bir cevap vermekten çok uzaktı. Yardımımıza yaklaşık bir senedir külliyatını okuduğumuz büyük muharririmiz Peyami Safa’nın satırları yetişti. Üstadın “20.Asır, Avrupa ve Biz” adıyla bir araya getirilen makalelerinden birindeki şu satırlar zihnimizdeki ilk kıvılcımları yaktı:

Makine medeniyetinin aleyhinde şerefli bir kafile toplanmıştır. Wagner’den ve Nietzsche’den başlayınız, Fransa’da Georges Duhamel’e gelinceye kadar, Tagore’yi bir yana ayırınız, bu kafile içinde pek çok Avrupalı sanatkâr ve filozof sayabilirsiniz: Rathenau, Keyserling, Thomas Mann, Spengler, Huizinga… Bunların ve daha nicelerinin iddialarını şöyle hülâsa edebiliriz:

İktidarın herhangi bir şekline, herhangi bir rejime, herhangi bir içtimaî sınıfa değil, makineleşmeğe isyan etmek lâzımdır. Derdin başı orada. Çünkü endüstrileşmenin bu derecesi, insan ruhuna karşı işlenen günahların en büyüğüdür. Makine, ruha ait bütün cevherleri tüketerek, insanı iç ve öz hürriyetinden mahrum ediyor. Aklın ve hesabın bu hâkimiyeti serbest fışkırma hamlelerini kaybeden ruhun kanatlarını kırmıştır. Paraya temerküz ettirerek yarattığı sermaye tahakkümüyle çalışan insanların hepsini köleleştiren de, filân içtimaî sınıf değil, tek başına odur: Makine; otomatlaştırıcı, ahmaklaştırıcı, ırgatlaştırıcı makine. (Cumhuriyet, 1939)

Makineler medeniyeti… Ruha ait cevherlerin tüketilmesi… İnsanın hürriyetinden mahrum edilmesi, köleleştirilmesi, ahmaklaştırılması, ırgatlaştırılması… Bu ifadeler, bir arada duran kibrit çöplerinden birinin alev almasıyla hızla fışkırarak birbirine sıçrayan kıvılcımlar misali, zihnimizi aydınlatıverdi. Wachowski kardeşlerin tüm dünyaya sordukları ve yaklaşık dört senedir cevabını aradığımız bilmecenin cevabı bir anda ortaya çıktı:

Matrix

Matrix, emperyalist batının değerler sistemidir.

Bir değer-inanç sistemidir, çünkü sanaldır, maddi bir gerçekliğe doğrudan tekabül etmemektedir. Emperyalist batıya aittir çünkü içine hapsettiği insanları sömürmekte, “pile” çevirmektedir.

Bu kibritin tutuşturduğu diğer kibritlere gelince…

Makineler

Makineler dünyası, emperyalist batı medeniyetinin maddî, teknolojik, fiziksel varlığı için bir remizdir. Karşı durulmaz, askerî ve teknolojik bir gücü simgelemektedir. Kendi değerler sistemi olan Matrix’i inşâ edenler makinelerdir. Dur durak bilmez bir tekamülün, hiçbir türlü ahlâki hudut tanımayan teknolojik gelişmenin, dizginlerini koparmış bir büyüme hırsının, icabında acımasızca sömürmekten, icabında göz kırpmadan yok etmekten kaçınmayan muharip bir kuvvetin sembolü olan makineler.

Zion

Zion, şuurlu yahut şuursuz olarak batının dayattığı değerler sistemini (Matrix’i) kabul etmeye direnen insanların sembolik yurtlarıdır. Şuurlu olanlar, bir zamanlar Matrix’te bulunmuş olup kendi iradeleriyle Matrix’ten çıkanlar ve Matrix’in ne olduğundan haberdar olanlardır. Şuursuzlar (Zion’da doğan ve Matrix’i tanımayanlar) ise Matrix’e girmek için gerekli donanımdan mahrum olan üçüncü dünya vatandaşlarıdır. Zion, üçüncü dünya ülkeleridir, Afrika’nın, Çin’in, Güney Amerika’nın Rusya’nın kapitalizme direnen kesimleridir. Ama bugün en çok Afganistan dır, Iraktır.

Mimar

Mimar, özellikle Rönesans’tan sonra batının değerler sistemini, materyalizm, pozitivizm, determinizm ve emperyalizm üstüne inşa eden batı filozoflarını simgeler. On dokuz ve yirminci asırlara damgasını vuran ve teknolojik sahaya sığmayıp sosyal-psikolojik sahanın hudutlarına tecavüzde bir mahzur görmeyen mimarlık-mühendislik çabalarını çağrıştırır. Mimarın yaptığı toplum mühendisliğidir ve kendini neredeyse tanrı yerine koymaya kalkıştır.

Kahin ve kurabiyeleri

Kahin batının kanayan vicdanıdır. Matrix’in bir parçası olduğu halde, yapılan zulümleri, işlenen cinayetleri, sömürüyü “gören” ve bu duruma çâre arayan (Mimar’ın kurduğu değerler siteminin dengesini bozmaya çalışan) batılı düşünürleri simgelemektedir. Kahinin gözleri bu yüzden değerlidir. O, sistemin açıklarını, zayıf yanlarını görmektedir.

Tam burada Peyami Safa’nın bu sefer 1951 yılından gelen sesine kulak verelim:

Batı medeniyeti kendi kendinden davacıdır. Ona saldıran fikirlerin hepsi kendi tarihinin mahsulleridir. Bu bir itiraftır, pişmanlıktır, vicdan azabıdır. Ruhçularının diliyle, kendi kendine şöyle diyor:

“Ben tarihin en büyük medeniyetiyim. Hiçbir çağ ve hiçbir kıta, insanları tabiatla mücadelesinde benim kadar zaferlere koşturmadı. Her biri bir Ortaçağ adamını hayretinden boğacak kadar şaşırtıcı teknik mucizelerim insan tarihinde eşsizdir. Fakat neye yarar? En ileri asrımda bu mucizeler, birbirinin peşi sıra iki dünya harbi doğurdu, üçüncüsünü hazırlıyor. İnsanın manevî köklerini kuruttu. Bugün kıymet ideallerim buhran içindedir. Nefes alamıyorum. Bütün keşiflerim birer intihar silâhı halini aldı ve beni ölüme çağırıyor. Ruhum bu dar makine cenderesi içinde bunalıyor ve yeni iman kadroları arıyor. Tıkanmak üzereyim.”

Batı medeniyeti, sosyalistlerin diliyle, kendi kendine şöyle diyor:

“İnsanı tabiatın zulümlerinden kurtardı /fakat insanın zulümlerinden kurtaramadım. Gökyüzünü ve toprağı yendim, fakat içtimaî adaletsizliği ortadan kaldıramadım, çalışanla çalıştıran arasındaki âdil muvazeneyi kuramadım. Yaptığım endüstri inkılâbı insanı makineye ve onun sahibi olan sermayeye esir etti. Mülkiyeti iyi dağıtamadım. Bu haksızlıklar benim içtimaî metabolizma muvazenemi altüst etti. Yıkılmak üzereyim.”

Batı medeniyeti, komünistlerinin diliyle, kendi kendine şöyle diyor:

“Ortaçağdan kalan her şeyi tasfiye ettim. Fakat mülkiyeti ortadan kaldıramadım. Bilakis, buharı keşfettikten sonra, mülkiyetin imtiyazlı bir sınıf elinde daha büyük bir istismar vasıtası olmasına meydan verdim. Şimdi kendi sosyal düzenimin kökünü kendi elimle kazımak için, varlığımın gayesini yokluğumda arayacak kadar tezat içindeyim. Selâmetimi ölüp yeniden doğmakta buluyorum.”

(Ulus, 20 Ocak 1951)

Kâhin sembolünün gerçek hayatta tekabül ettiği kimselerin en güzel örneği Karl Marx’tır. Batının göbeğinde yaşadığı ve batı kaynaklarından beslendiği halde, batıyı, emperyalizmi, kapitalizmi şiddetle tenkid etmekte, onun “dengesini” bozacak komplolar, fikirler, ideolojiler (kurabiyeler) üretmektedir. Üstelik bir kahine yaraşır şekilde Matrix’in (kapitalist batının) istikbali ile alâkalı kehanetlerde de bulunmaktadır.

Seraph

Kahinin Matrix’teki güçlü koruyucusu Seraph, demokrasidir. Batının içinde olduğu halde batıyı böylesine şiddetle tenkid eden mütefekkirler, kendilerine tanınan hayat alanını, demokrasiye borçludurlar.

Merovingian

Merovingian, batı medeniyetinde sessizce yer altına inen iktidarın sahiplerinin yahut medeniyetinin temel yapıtaşlarından olan Hıristiyanlığa ve Yahudiliğe yaptığı atıflarla kendine bir hakimiyet alanı açan seçkinlerin filmde tecessüm etmiş halidir. Kutsal kâsenin (holy grail) ve kutsal kanın (Hz. İsa’nın kanının) taşıyıcıları olmakla üstünlük iddiasında bulunan bu kimselerin teşkil ettiği ezoterik müesseseleri (Order de Sion?), kendilerine benzer müesseseler vasıtasıyla bağladıkları insanları (trenci), muhafız olarak ve müdahale gücü olarak kullandıkları grupları (tapınak şövalyeleri) ve Matrix ile dış dünya arasındaki alışverişi kontrol edişlerini, Merovingian karakteri etrafında müşahede ediyoruz. Bilgiyi kontrol eden ve onun üzerinde güç elde eden bu karakterin ismini, şu an ki Amerika başkanının ismiyle beraber Internet’teki arama motorlarına verince elde edilen sonuçların ne kadar ilgi çekici olduğunu deneyerek görmek mümkündür.

Trinity

Kelime manası olarak “teslis” manasına gelen Trinity, dini ve ilâhi aşkı sembolize ediyor. En zor anlarında Neo’ya direnme ve mücadele etme gücünü veren hatta onu dirilten dini ve aşkı.

Smith

Filmin bu en renkli siması neyi sembolize ediyor? Bir zamanlar Matrix’in ajanı olan, Matrix’in düşmanlarıyla mücadelesi esnasında değişime uğrayan ve kontrolden çıkan, nihayet çok güçlenerek hem Matrix’i hem Zion’u hem de makineler dünyasını tehdit eder hâle gelen Smith’in hayattaki karşılığı nedir?

Smith’in bugünün dünyasındaki karşılığı genelde “terörizm”, çok daha özelde Amerika’nın terörist olmakla suçladığı Arap-Afgan savaşçılardır. İlk başta Matrix’in ve dolayısıyla makinelerin (Amerika’nın) kontrolünde makineler dünyasını tehdit eden tehlikeye (komünist Rusya’ya) karşı (Afganistan’da) savaşmak üzere var olan bir programdı Smith (Afgan mücahitler). Sadece maddi açıdan değil her açıdan destekleniyorlardı o zamanlar. Amerikan sinema endüstrisi, yapılan işin propagandasını yapmak için film bile üretmişti. Rambo 3 filminde Afgan mücahidlerin yardımına koşan Amerikan komandosunun heyecanlı macerasını tüm dünya seyretmiş ve alkışlamıştı. Zamanla maksat hasıl oldu. Potansiyel tehlike ortadan kalktı (komünist Rusya yıkıldı) ve artık Smith’e gerek kalmadı. Amaçsız kalan programların silinmesi vakti gelmişti. İşte işlerin istikametinin değişmeye başladığı zaman bu zamandı. Smith (Ladin) kontrolden çıktı ve “sisteme” zarar vermeye başladı. Bir yandan da hızla yayılıyor (Smith’in kendini kopyalaması) ve çevresinde kendi ile aynı istikamette düşünen kalabalıklar topluyordu. Smith’ler öldürmekle tükenmiyordu. Belki de Matrix’i yeniden başlatmanın zamanı çoktan gelmişti!

Neo

Matrix serisinin üzerine en çok yoğunlaştığı karakter olan Neo, anlatılan alegorik hikayenin en iyi işlenmiş parçasıdır bizce. Önce Matrix’ten şüphelenen, Trinity (yani din) ile tanışan, Matrix’ten uzaklaşıp mücadele vermeye başlayan, ardından Kahin (yani batının çözüm arayan vicdanı) ile tanışıp onun kurabiyelerinin (yani batı içinden batıya karşı üretilen ideolojilerin) tadına bakan, sonra kahinden de kurabiyelerinden de şüpheye düşen ve en sonunda gözlerini ve Trinity’sini (yani dinini) kaybederek o zamana kadar mücadele verdiği karanlık makineler dünyasını ışıktan yapılmış görüp teslim olan sahte Mesih: Neo. Matrix’in yani sömürünün devamına razı olan Neo. Düşmanının düşmanını etkisiz hale getirmesi karşılığı kendine lütfedilen sahte “barışa” ve “kurtarıcılığa” evet diyen Neo!..

Neo’nun dünyamızda tekabül ettiği kimseler pek iyi bilinirler. Onlar değişik Matrix versiyonlarının değişik Neo’larıdır. Adları Muammer Kaddafi’dir, Saddam Hüseyin’dir, Habib Burgiba’dır, Ahmet Bokassa’dır, Rıza Pehlevi’dir. Güya ülkelerini yok etmeye yahut sömürmeye gelen makinelerle (emperyalist batı devletleriyle) ve onları üzerlerine sevk eden değerler sistemiyle (Matrix’le) savaşmışlar, hatta güya onları yenmişlerdir. Ama zaferleri Neo’nun uydurma zaferine benzer. Makineler dünyasının (batının) gerçek muhaliflerini boğazlamak, batıya yönelen gerçek tehdidi onların yerine ezmek karşılığında ülkelerinin kurtarıcısı ilan edilmişlerdir. Düne kadar savaşır göründükleri bütün değerleri, ülkelerinde bizzat kendileri zorla yerleştirmişlerdir. Makinelerin pis işlerini yapmak ve Matrix’i ülkelerinde kurup enerji hatlarını makineler şehrine enerji pompalar hâle getirmek karşılığında, ülkelerinin sahte tanrıları haline getirilmişlerdir. Kendi insanlarının beyinlerini, kendi elleriyle yatırdıkları Matrix küvetlerinde yıkamışlardır. Öyle yıkamışlardır ki, halkları bunların nasıl olup da düne kadar düşmanı göründükleri makineler dünyasının azad kabul etmez köleleri haline geldiklerini ve neden kendilerine böylesi zulmettiklerini sorgulayamaz haline gelmişlerdir.

Bütün bu anlatılanlar, mimarın zalim kurgusundaki zaferin ve zavallı Zion’un felaketinin hazin hikayesidir.

Salih Cenap Baydar
10 Aralık 2003

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s