Libya

Benim şahsen bir kanaat tesis etmekte zorlandığım, itibar ettiğim çoğu kişinin de bir kanaat tesis etmekte güçlük çektiğini müşahade ettiğim Libya’ya uluslararası müdahale mevzuunda bazı kişilerin şeksiz şüphesiz kanaatini oluşturduğunu görüyorum.Sunusi’lerin torunlarını bombalayan öldüren küffara yardım edenler” gibi hamasi cümleler havalarda uçuşuyor.
Her şeyden önce biz herhangi bir bombalama eylemine yardım etmiyoruz. Denizden ülkeye sokulacak silahların geçişini engellemek üzere donanmamız tertibat alıyor. Kime, hangi taraf giderse gitsin, ülkeye sokulan silah Müslüman kanının dökülmesinde kullanılacak. Eğer başarılı olunursa, Batı’lı silah tüccarlarının suyunu akıtan ağızlarına vurulan bir tokat olacak bu.
Siyasi iktidara muhalefetin kanaatleri tesis etmede kişilere yanıltıcı bir kolaylık sağladığını düşünüyorum. “Bu adamları sevmiyorum binaenaleyh bunlar ne yapıyorsa yanlıştır” önermesi “bu adamların her yaptığı yanlış olduğu için bu adamları sevmiyorum” önermesinden daha zayıf bir önerme ve argüman. Tabi herkesin bu argümanların benzerlerini iktidarın tercihlerini genel olarak muvafık bulan kimseler için ileri sürebileceği de açık.
Dilerseniz meseleyi, bu hissî “sevip-sevmeme” zemininden daha “fikrî” bir zemine çekmeye gayret edelim. Şu lehte ve aleyhte (pro-con) argümanlar üzerinde düşünelim:
Fransız-Amerikan liderlerinin başını çektiği bir koalisyonun Müslüman bir ülkenin içişlerine böyle karışması son derece rahatsız edicidir.

Libya’da yaşanan siyasi-fikrî bir çatışmanın çok ilerisine geçmiş, Kaddafi denen piskopat zalim, halkını göz kırpmadan namlunun ucuna koymuştur. Kan dökülmektedir. Üçüncü dünya diktatörlerinin kendi halklarına reva gördüğü işkence ve katliamlarda milyonlarca kişinin öldüğü malumdur.

“Haçlı Koalisyonu’nun” insanî endişelerle bu operasyonu yaptığını düşünmek safdillik olur. Kesin kirli çıkarlar peşindedirler.

Kötü niyetler mevzuubahis olsa da orada katledilen korumasız halk için bu müdahale bir kurtuluş olabilir. Kendi hava kuvvetlerinin bombaladığı bir halk aciz vaziyettedir.

Bizim orada bulunmamız ve bu harekete destek vermemiz, ister zalimlerin safında olmak, ister onların kuklası olmak anlamında düşünüldüğünde son derece yanlıştır.

Böylesi bir NATO harekâtına razı olmadığımızı açıkça ilan ettiğimiz halde mâni de olamadığımız görülüyor. Şimdi gelinen noktada ya veryansın edip uzaktan protestolarla ve sert “notalarla” günü geçireceğiz, ya da bölgede önemli bir aktör olarak yerimizi alarak kötü niyetli “haçlı kuvvetlerinin” hareket alanını daraltmaya, yapılması muhtemel yanlışlara bizzat orada bulunarak dur demeye çalışacağız.

Nisa Suresinin 75. ayeti sanki bu tür durumlar için gelmiş gibi:

Size ne oluyor da Allah yolunda ve “Ey Rabbimiz bizi, halkı zulme sapmış şu kentten çıkar; katından bize bir dost gönder, katından bize bir yardımcı gönder!” diye yakaran mazlum ve çaresiz erkekler, kadınlar, yavrular için savaşmıyorsunuz!

Ortada kötü bir durum ve bu durumdan istifade etmek isteyen kötü niyetli insanlar var. Soru şu:
Bu kötü durumu ortadan kaldıracak ve kötü niyetlileri “elimizle” durduracak gücümüz yoksa ne yapmalıyız? Dilimizle (diplomasi yoluyla) direnmek mi yoksa sadece kabuğumuza çekilip kalbimizden buğz etmekle mi yetinmeliyiz?

Zannediyorum bu noktada tekrar hissî zemine dönülüyor. Bir grup insan, idarecilerimizi sevmedikleri ve onlara güven duymadıkları için orada olmamızın ya kötü niyet ya acziyetten kaynaklandığını düşünmek isteyecekler. İdarecilerimizin Müslüman ferasetiyle hareket etmeye gayret ettiği fikrinde olan diğer cephedekiler ise orada olmanın, şartların bizi zorladığı bir mecburiyet ve/veya stratejik bir hamle olduğunu düşünecekler.
En doğrusunu Allah bilir…