Bin yıl öteden Ankaralı İbocan, Peçenekli Süleyman, Yenikentli Nadir, Ayaşlı Serhat, Şentepeli Şükrü ve Müzik Kültürümüz

Günümüzden bin yıl sonra, arkeologlar, antropologlar, müzik tarihçileri “Ankara’da bin yıl önce yaşamış Müslüman Türkler’in nasıl bir müzik kültürü varmış” diye merak etseler ve araştırsalar ne bulurlar, nasıl sonuçlara ulaşırlardı dersiniz?

Ses ve görüntü kayıtlarının o zamana kadar kısmen de olsa muhafaza edilebileceğini varsayarsak “geleceğin arkeologları” mutlaka Ankara’lı Turgut, Ankara’lı Coşkun, Ankara’lı Yasemin, Ankara’lı Namık, Ankara’lı İbocan, Peçenekli Süleyman, Teksaslı Özcan, Yenikentli Nadir, Ayaşlı Serhat, Şentepeli Şükrü, Oğuz Yılmaz gibi çok sayıda mahalli sanatçı ismiyle karşılaşacaktır.  Bu sanatçıların sahne isimlerindeki coğrafi vurgu elbette dikkatlerini çekecektir. Müzik tarihçilerinin, elektro bağlama ve elektronik davul makinesinin karakterize ettiği bu müzik hakkında söyleyecekleri neler olacaktır acaba? Kimilerince Ankara’nın istiklal marşı sayılan misket ve hüdayda türkülerinin, birkaç notası değiştirilmiş varyasyonlarından ibaret melodiler üzerine değişik sözler yazılarak elde edilen eserler, bunların icra edildiği mekânlar, icracıların kıyafetleri, halleri ve bu müziğin dinleyici kitlesi, müstakbel araştırmacılar için çok renkli bir araştırma konusu olacaktır.

İstikbalin antropologları, muhteva, seviye ve nitelik tartışmalarını ikinci planda ele alacaklarından, bugünün Ankara’sında yeniden üretilen mahalli kültürün, hâlâ atan bir nabza işaret etmekte olduğunu daha rahat göreceklerdir. Yöre insanının –elektronik aparatlarla desteklenmiş olsa da- kendi enstrümanlarıyla, kendi tarzında, kendi sözleri ve espri anlayışı çerçevesinde “yeni” bir şeyler söylemiş olmasının kıymetini takdir edeceklerdir.

Geleceğin antropologlarının bugünü anlamak için yapacakları çalışmalarda, bahse konu şarkıların neredeyse tamamının arkasındaki temel motif olan “âlemcilik” ister istemez dikkat çekecek, araştırmalar nezdinde çok mühim bir anahtar kelime olacaktır. Alkolizm, sarhoşluğa övgü, aşırı cinsellik vurgusu, zaman zaman uyuşturucu göndermeleri, para savurganlığı, bohem bir hayat ve biraz da komiklik sosu, “âlemciliği” tanımlayan alt unsurlar olarak görülecektir.

Bu manzara karşısında, bin yıl sonranın araştırmacıları muhtemelen içinden kolay kolay çıkamayacakları şu müşkül soruyu soracaklardır: Eldeki tüm kayıtlara göre insanlarının dindarlaştığının, muhafazakârlaştığının, İslami köklerine döndüğünün bilindiği bir dönemde, “âlemcilik” neden ve nasıl böyle ilgi uyandırdı? Siyasal İslamcılığın hayli öne çıktığı, geniş kitlelerden destek gördüğü, hatta toplumun belli kesimlerine göre “oldukça boğucu bir baskı olarak” kendini hissettirdiği zamanlarda böylesine dindarlığa, muhafazakârlığa her yönüyle aykırı bir eğlence anlayışı nasıl neşvünema bulabildi?

Bin sene sonrasına bugünden bir iyilik yapalım ve belki o günlere erişir ümidiyle bu “müşkül” suale naçizane cevabımızı kayıtlara geçirelim.

Meselenin bizce iki cephesi var.

Birincisi, bu müziğin ve hayat tarzının tüketici kitlesiyle ilgili. Yukarıda bahsi geçen dindar kitlelerin hiçbir zaman büyük oranlarda “âlemciliğin müşterisi” olmadığını söylemek sanırız yanlış olmaz. Öte taraftan bu müziğin ve hayat tarzının müşterisi olan kitlenin içinde, siyaseten güçlenen İslami anlayışa garip bir şekilde destek verenlerin azımsanmayacak sayıda oldukları tesbitini yapmak da mümkün. Yani çelişkili görünen iki hayat kavrayışının yükseliş sebepleri arasında doğrudan bir korelasyon aramak doğru değil.

İkincisi, yükselen sosyal sınıfların henüz en iptidai seviyede bile olsa kendi müzik kültürlerini üretememiş olmasıyla ilgili. Ülkede adım adım baskılardan yakasını kurtaran geniş dindar halk kesimleri, demokrasinin cilvesiyle kısa zamanda elde etmiş oldukları iktidar koltuklarına, birçok açıdan hayli hazırlıksız olarak yerleştiler.  Mazide üretilmiş yüksek kaliteli eserlerin hiçbir yenilik katılmadan tekrarlanmasında bile ciddi sıkıntılar yaşarken yeni ve orijinal bir musiki tarzının ortaya konması bugünden yarına mümkün görünmüyor. Geçmişle atılan köprülerin yeniden inşası vakit alacak gibi görünüyor. Elbette başarılı denemeler var ama bunlar genelde entelektüel seviye açısından “havas” sayılacak küçük gruplarda ilgi uyandırıp takdir görürken geniş kitlelere “şimdilik” mal olamıyor.

Bin yıl sonrasının mütecessis araştırmacılarına selam ve sevgilerimizle…

Salih Cenap Baydar

Twitter:@salihcenap

7 Haziran 2014

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s