Matrix filmi 1999 senesinde vizyona girdiğinde büyük ilgi toplamıştı. İnsanları beyinlerine gönderilen elektrik sinyalleriyle gerçekten yaşadıklarına, birbirleriyle etkileşme girdiklerine, iş ve aile kurduklarına, âşık olup evlendiklerine, kavga edip küstüklerine inandıran bir sanal gerçeklikti “Matrix”  Koşuyoruz, oynuyoruz zanneden insanlar aslında vücutlarına bağlanmış hortumlarla enerjilerini emen küvetlerde yatıyorlardı. “Matrix” bir yandan da bu insanların zihinsel etkileşimlerinden ibaret sanal dünyayı ajanlarıyla tarassut altında tutarak kendisine tehdit arz edebilecek tüm gelişmeleri daha başlangıç anında tespit edip yok ediyordu.

İlk Matrix filminin çekilmesinden çok değil on beş sene sonra o günlerin bilim-kurgu senaryosu hayatlarımızın mücessem bir parçası haline gelmiş bulunuyor.

Facebook 2014 yılının başında aktif kullanıcı sayısının 1,2 milyarı aştığını duyurdu. Facebook kullanıcıları tıpkı Matrix filmindeki insanlar gibi sanal bir etkileşim ağının parçası oluyor, gerçek dünyadaki ilişkilerini sanal âleme taşıyor ve adım adım o sanal âlemin sakinleri olmaya başlıyorlardı. Analojide “enerji sömürüsü” kısmı da eksik değildi. Facebook’un varlığını sürdürebilmek için ihtiyaç duyduğu “muhtevayı” kendisi değil “kullanıcıları” üretiyor, aile fotoğraflarını, gezdikleri, gördükleri, bulundukları mekânları, yedikleri yemekleri, sevinçlerini, öfkelerini, hayal kırıklıklarını bu dev “sosyal ağın” damarlarına zerk ederek onu canlı tutuyorlardı.

 

Peki, Matrix’in ajanları? Günümüzün Matrix’i olan sosyal medyada onlar da mevcut ve kendilerine özel bir yer ayrılmasını hak ediyorlar.

2013 yılının Haziran ayında Edward Snowden isimli, 1983 doğumlu bir NSA (National Security Agency – Milli Güvenlik Ajansı) çalışanı ve bilgisayar uzmanı, belki de tarihin en büyük ifşaatlarından birini yaptı. Snowden, İngiliz “Guardian” gazetesinin Amerika kolu olan “Guardian US” gazetesi çalışanı Glenn Greenwald’a sızdırdığı belgeler ile Amerika’nın neredeyse tüm dünyanın elektronik iletişimini dinlediğini ortaya koydu. Hemen 14 Haziran’da, Amerikan Adalet Bakanlığı Snowden hakkında soruşturma başlattı ve onu Amerika’nın 1917 tarihli Casusluk Kanununun (“Espionage Act”)  iki maddesini ihlâl ve Amerikan Hükümetinin malını çalmakla suçladı. Bir hafta sonra, 22 Haziran’da Amerika Snowden’in pasaportunu iptal etti. Bunlar olurken Hong Kong’da bulunan Snowden apar topar Rusya’ya kaçtı ve o günden beri kendisine verilen geçici vize ile orada bulunuyor.

Aslında Snowden’in ifşaatı kadar Amerikan hükumetinin tepkisi de dünyayı sarsmıştı. Amerikan hükümeti devasa takip faaliyetini kabul etmek zorunda kalırken, Obama “merak etmeyin Amerikalıları değil diğer ülkelerin vatandaşlarını takip ediyoruz” meyanında, her tarafından Amerikan küstahlığı ve nobranlığı akan, akıllara zarar bir açıklama yapınca başta Almanya, Çin, Rusya, Fransa, İspanya, İtalya ve Hollanda olmak üzere dünyanın birçok güçlü ülkesi alarma geçti.

Snowden, Amerika’nın artık bir teknik takip ejderhasına dönüşmüş olan organizasyonu NSA’nın birçok projesini de sponsorlarıyla, kod isimleriyle ve hedefleriyle ifşa etmişti. Bunlar kabaca şöyleydi:

Five Eyes (Beş Göz): Amerika ve İngiltere’nin ikinci dünya savaşı zamanlarında ortaklaşa kurup (United Kingdom – United States of America Agreement (UKUSA)), daha sonra Kanada, Avustralya ve Yeni Zelanda’yı da kattıkları istihbarat paylaşım ağı. Snowden, NSA’nın gözleme programlarının “beş göz” tarafından yürütüldüğünü ortaya koymuştu.

GCHQ: Government Communications Headquarters (Devlet İletişim Karargâhı) İngilizlerin birinci dünya savaşından sonra kurdukları Devlet Kod ve Şifre Okulu (Government Code and Cypher School (GC&CS)) 1946’da “beş göz” antlaşmasıyla birlikte bugünkü ismini almıştı. İngiltere’nin tüm elektronik istihbarat toplama ve manipüle etme işlerini üstlenen birimdi.

Boundless-heatmap-large-001

Boundless Informant (Hudutsuz Muhbir): NSA’nın toplanan devasa istihbarat verisini analiz edip görselleştirmek için kullandığı bilgisayar programı. Snowden’in ifşa ettiği belgeler, NSA’nın 1978 tarihli Dış İstihbarat Kanunu’nu (Foreign Intelligence Surveillance Act of 1978 (FISA)) ihlal ederek Amerikalıları da dinlediklerini ortaya koyuyordu. Programın sızdırılan bir ekran görüntüsü 2013 yılında sadece otuz gün içerisinde İran’da 14 milyar, Pakistan’da 13,5 milyar, Ürdün’de 12,7 milyar,  Afganistan’da 2,3 milyar telefon ve internet görüşmesinin kaydedilip analiz edildiğini gösteriyordu.

Bu yazının kapsamını aştığı için ifşa edilen diğer programların bir kısmının isimlerini ve görevlerini vermekle iktifa edelim: Bullrun ve Edgehill (donanım arka kapılarından şifreli verileri toplama, Bullrun Amerikalılara, Edgehill İngilizlere ait), Co-Traveller Analytics: Herkese ait GPS konum ve hareket bilgileri toplama, Dishfire: tüm SMS’ler üzerinden istihbarat, XkeyScore: hedefe koyulan herhangi bir kişinin tüm elektronik faaliyetini takip, Tempora: ülkelerin internet trafiğini taşıyan ana fiber optik kablolardan akan veriyi toplama ve analiz (GCHQ tarafından kullanılıyor), MUSCULAR (DS-200B) Google ve Yahoo arasındaki veri iletişimini takip. FASCIA: trilyonlarca mobil cihazın ürettiği konum ve hareket bilgisini saklayan devasa veri tabanı.

Bu programlar içerisinde bir tanesi var ki tam olarak bu yazının başında bahsedilen analojideki “Matrix ajanlığına” tekabül ediyor: PRISM

PRISM, Amerikalıların NSA’sının, İngilizlerin GCHQ’su ile birlikte yürüttüğü bir program. Başta Facebook olmak üzere, Google Plus ve Twitter gibi sosyal paylaşım sitelerinin üzerinde kullanıcıların girdiği tüm bilgilere sınırsız erişim sağlayarak veri toplamak ve analiz etmek amacıyla yürütülüyor. Böylece herhangi bir fiber optik kabloyu hacklemeye, bilgisayarlara bir takım virüsler bulaştırmaya, donanım üreticilerine açtırılmış gizli arka kapılara müracaat etmeye lüzum kalmadan, ayrıntılı bir şekilde tasnif edilmiş hem de bizzat kullanıcı tarafından sağlanmış bilgilere erişilmiş oluyor. Takip edilmek istenen kullanıcının arkadaşlarından tuttuğu takıma, dinî-siyasi görüşlerinden kime âşık olduğuna, hatta sevmediği yemeklerden adımını attığı her mekânın koordinatlarına kadar tüm bilgiler toplanarak “gerektiğinde” kullanılmak üzere depolanıyor.

1,2 milyarı aşkın insan, bugünün Matrix’i olan Facebook, Google ve Twitter sanal gerçekliklerinde ajan Smith’lerin kontrolünde yaşıyor.

Bugünün Matrix’inin mimarları elbette sadece “bilmek” için takip etmiyor bizleri. Aynı zamanda manipüle de ediyorlar. Şu satırlar Chip dergisinin Ağustos 2014 sayısından ve Barış Emre Alkım imzalı:

Nisan ayında Associated Press (AP) haber ajansı ABD hükümetinin Küba’daki gizli operasyonuna ilişkin bir soruşturmayı yayımladı. ABS Uluslararası Geliştirme Ajansı (UAID) tarafından organize edilen ve fonlanan bu gizli operasyonda, bir paravan şirket ağı 2009’dan bu yana Karayip adalarında Twitter’a benzeyen kısa mesaj hizmeti ZunZuneo’yu inşa ediyordu. Bunun orijinal Twitter’dan farkı, bilginin internet üzerinden değil de SMS ile paylaşılmasıydı. Bunun nedeni ise çoğu Kübalının zaten sıkı denetim altındaki internete erişiminin olmamasıydı. Klasik mobil telefonların aksine, akıllı telefonlar Küba adasında resmen yasak.

 

ZunZuneo’nun genç üyelerinin (en yoğun saatte 40.000 civarı) bilmediği şey, ABD hükümetinin müzik ya da futbol haberleri gibi zararsız içeriği paylaşarak üyeleri bir kritik kütleye ulaştırmaya çalıştığıydı. Bu rakama erişilir erişilmez Amerikan hükümetinin ajanları ağ üzerinden politik bilgi paylaşarak üyeleri komünist rejime karşı ayaklandıracaktı. AP’nin referans verdiği bir USAID belgesine göre, amaç Küba halkını “devlet ile toplum arasındaki güç dengesini yeniden düzenlemeye” teşvik etmek, bir başka deyişle bir “Küba baharı” başlatmaktı.

Bu bilgiler ışığında Arap baharından Gezi hadiselerine kadar son yıllarda şahit olduğumuz ayaklanmaların, “kendiliğinden”, “masum”, “spontane” halk hareketleri olduğunu iddia etmek ancak epeyce safdil olmakla mümkün görünüyor.

Matrix gerçek oldu. O zaman unutmayalım ki bu sistem, kendisini ile savaşacak direniş kahramanı “Neo’yu” bile kontrollü bir şekilde kendi “seçecek”, palazlandıracak ve nihayet yok edecek kadar akıllı mimarlar tarafından kurulmuş bir sistem olmalı. Bu sistemin “içinden” çıkacak hiçbir fikre, hiçbir kahramana itimat edilemez!

Maalesef bugünün Matrix’i, her geçen gün daha çok zihni küvetlerine yatırırarak güçleniyor ve bu korkunç tehlikenin farkına varılmadığı müddetçe ciddi bir tedbir alınacak gibi de görünmüyor.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s