Âlimlerin İnternetle İmtihanı

Yine İslami meselelerin çokça tartışıldığı günler yaşıyoruz. Gerçek İslam nedir, temsilcisi kimdir, kim değildir gibi içinden çıkılması zor sualler havalarda uçuşuyor.

Bu tartışmalar arasında, profesör unvanını taşıyan bazı kimselerin açık açık, halkın Kur’an meallerini, hatta tefsirlerini okumasının sakıncalı olduğunu ifade ettiğini işittik.

Gerekli altyapısı olmayan kimselerin Kur’an’ı anlayamayacaklarını, avam için dört-beş kısa surenin bilinmesinin yeterli olduğunu söylediler. Büyük Osmanlı medeniyetinde altı yüz sene boyunca Türkçe meal-tefsir yazılmadığını, bunun da kendi fikirlerini desteklediğini iddia ettiler.

Kur’an’ı, üzerinde sadece “ehli” olan âlimlerin konuşabildiği akademik bir çalışma alanı gibi görmek isteyenlerin iddiaları aslında hiç de yeni sayılmaz.

Geleneğimizde “âlim” kimselerin ilimlerinin derinliğini anlatmak ve cahil “avam tabakalarını” ilahiyat tartışmalarından uzak tutmak için anlatılan efsaneler çoktur.

Hayatı boyunca hiç uyumayıp ya ibadetle, ya okumayla sabahları getiren büyük âlimler, bütün tabii ilimleri mükemmelen kavradıktan sonra batıni ilimlerde derinleşen şeyhler, hem fıkıh, hem hadis, hem tarih, hem felsefede ordinaryüs sayılan üstatlar vs. ile ilgili ne hikâyeler vardır. Bir okuyuşta bin sayfalık kitapların her kelimesini ezberleyenler, milyon tane hadisi ravi zincirleriyle birlikte ezberden sayabilenler, en ağır kitapların sayfalarını para sayar gibi çevirerek okuyanlar yetmez, bir de bu “seviyede” olanların buluşup fikirlerini birbirlerine anlattıkları “manevi” toplantılar, sanal kongreler olduğu anlatılır.

Bunun ardında hangi psikoloji vardır? Samimi bir fitne endişesi mi? Zümre dayanışması mı? Rant paylaşmama çabası mı? Ruhbanlık hevesi mi? Akademisyen kibri mi? Uzun uzun tartışmak gerekir.

Ardında hangi düşünce olursa olsun, asırlardan süzülüp gelen bu geleneksel yaklaşımın artık sürdürülebilir olduğunu düşünmüyorum.

Bilgi kaynaklarının sınırlı ve zor ulaşılabildiği, ilim tahsilinin, zekânın yanı sıra maddi güç ve uygun lojistik şartlar istediği dönemler geride kaldı. Bu eski dönemlerin bakiyesi anlayış, ancak devekuşu misali kafalarını kuma gömen taraftarlar bulabilir.

İnternet, bilgiye dair hemen herşeyi değiştirdiği gibi bu tür yaklaşımları da geçersiz kıldı.

Artık o “büyük” âlimlerin ilimlerini borçlu oldukları kaynaklar okuma yazma bilenlerin bir “tık” ötesinde. Hele hele dil bilenler için hem orijinal kaynaklar, hem onların çeşit çeşit şerhleri, tenkitleri küçücük gayretlerle, zahmetsizce erişilecek yerlerde. Sadece “bizim” bakışımız da değil, hak sayılmış sayılmamış tüm diğer mezheplerin, ilmiye sınıfının muteber bulmayıp ademe mahkum ettiği kimselerin görüşleri, hatta düşmanların, oryantalistlerin bakışları bile “avamın” erişimine açılmış vaziyette.

El hak! Herkesin kullanımına açılan bilgi ummanın dalıp da içinden işe yarar, sağlıklı bilgiler çıkartabilmek için bir altyapı, bir disiplin şart, “istinbat” için bilgi, gelişmiş bir muhakeme kabiliyeti, ilmi metodolojiler vs. lazım ama şu da bir hakikat ki perde kalktı ve o metodolojilere göre avam için çıkarımlar yaptığını ileri süren çok kimsenin tartışılmaz mevkileri sarsılıverdi. Çünkü onların o yorumlarının karşısında aynı derecede sağlam temellere dayanan başka yorumların da mevcut olduğu görüldü. Yahut o “yorumlardan” bazı yorum sahiplerinin rant devşirdiği anlaşıldı! Ya da “kelli felli” âlim kisvesinde bazı kimselerin sadece papağan misali eskilerin yorumlarını tekrarladıkları, akıllarını devreye hemen hemen hiç sokmadıkları ortaya çıktı.

İnsanların en azından bir kısmı, ölüp gittiklerinde verecekleri hesap esnasında “ama ben filanca âlimden şöyle işitmiştim” türünden mazeretlerin nasıl geçersiz olacağını şimdiden kemiklerine kadar hissediyorlar. Üstelik kendilerine mutlak hakikat diye öğretilen şeylerin bir kısmının sübjektif yorumlar olduğunu da fark ediyorlar.

Din adamlarımız artık halka yorumlanmış bilgi satma tekelini ellerinde tutamayacaklarını görmeli, bu boş hevesten vazgeçmelidirler.

Yeni açılan internet pazarında, cerbezeli, karizmatik, ağzı laf yapan herkes heybesindekini satmaya kalkacaktır ve kör atın kör alıcısı olur hesabı, alıcılar da bulacaktır.

Bu dakikadan sonra gerçek âlimlere düşen, insanları ellerinden tutup, kendi varabildikleri zihinsel menzillerde dolaştırmak yerine, bilebildikleri en yüksek zirvelere çıkartıp, görebildikleri tüm ufukları haritalarıyla birlikte onlara vermeye çalışmak olmalıdır. Herkes kendi yoluna gidecek, herkes kendi hesabını verecektir. Bunun için âlimlerin ikinci önemli vazifesi de insanlara “ilim ummanında” boğulmayıp, hayatta kalma becerilerini öğretmektir.

Twitter: @salihcenap

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s