Sosyal Mutantlar – 2

Mutant-Cell-Pearl-l[1]

Genetik mühendisleri işe “kötü geni” tespit etmekle başlarlar. “Kötü gen” tespit edildikten sonra etkisiz hâle getirilmeye yahut devre dışı bırakılmaya çalışılır. Tabi onun yerini alacak “iyi gen” de tespit edilir ve değiştirme operasyonu başlar. Mesela domatesin renginin kırmızıya dönmesini geciktiren yahut engelleyen gen tespit edilir ve domatese kan kırmızısı bir renk verecek genle değiştirilir.

İnsanı dehşete düşürse de “sosyal genetik mühendislerinin” de benzer bir yol takip ettikleri söylenebilir.

Domatesin yerini, düşünen, hisseden, hareket eden insanlar almıştır. “Kötü” genler tespit edilir.

Mesela Avrupalılar gibi giyin(e)meyen doğuluların bu “eksiklikleri” hedef alınabilir. Hedefin mahiyetine göre önce “cerrahi” bir müdahale gerekebilir. Çıkarılan kanunlarla, silahlı güçlerin zoruyla “kötü sosyal genlere” savaş açılır. İstimal edilen usulün tabiatı gereği cemiyetin terörize edilmesi icap edebilir. Ancak bütün bunlar operasyonun sadece ilk adımlarıdır. Asıl faaliyet, gizli ve açık telkinlerle sürdürülür. Kâh dinî sebeplerle, kâh alışkanlıktan dolayı otantik kıyafetleri taşımakta ısrar edenler çağdışı ilan edilir ve mütemadiyen hakarete uğratılır. Eldeki tüm iletişim imkânları seferber edilir. Cemiyetin itibar ettiği kişilere “iyi genlerin” propagandası yaptırılır. Kitle iletişim araçlarındaki “kötü genlerden arındırılmış prototipler” işe koşulur. Kâh kurgu eserlerde, -dizilerde, oyunlarda, filmlerde- kâh haber programlarında, belgesellerde “yanlış” kıyafetleri taşıyanlar hem gizlice hem açıktan zemmedilir. Hatta tahkir edilir. Hayattan kovulmaya çalışılan kıyafetleri taşıyanlar dizilerde, filmlerde cahil, köylü ve zavallı olarak canlandırılırlar. Onların “yanlış” kıyafetlerden sıyrılarak nasıl bir saygınlık ve zenginlik elde ettiklerine dair klişeler birçok yapımda tekrarlanır.

Bu müthiş faaliyet kısa zamanda meyvelerini verir. Telkine en açık olan ve en çok maruz kalan bölgelerde “kötü genlerden” arınmış kimseler türemeye başlar. Bunlar artık “maya” vazifesi göreceklerdir. Daha büyük kitleleri arındırmak için mikrofonlar, kameralar, objektifler bu “ucubelere” döner. Tesettürden kurtulup “güzelliğini cesurca sergilemekten” kaçınmayan genç kızların “doğru yolu” (!) buluş hikâyeleri gazete sütunlarını kaplar. Tesir süratle yayılır. Gerçekten arzulanana yakın neticeler de elde edilebilir ama insan tabiatı üç-dört bilinmeyenli bir denklemden çok daha karmaşık olduğu için sosyal mühendislik çabaları mühendisler açısından hemen her seferinde hüsranla neticelenmeye mahkûmdur. Öyle olsa da acı gerçek şudur: tabii olan artık bozulmuştur. Verilen telkinle dönüşmeye başlayan insanlar asıl sosyal genlerinin tesirinden de tam sıyrılamazlar. İstenen karakteri istenen ölçüde hazmedemezler. Barlarda, meyhanelerde tesettürlü kızlar görülmeye, pop yıldızlarının konserlerinde dans eden, başı örtülü ama göbeği açık kızlar boy göstermeye başlar. O kızlar gibi sosyal mutant olan ama bunu fark etmekten aciz köşe yazarları bu garip sahneye alkış tutar. Müdahalenin selameti için, her karşı telkin tehlikesi takip edilir.  Her “düzelme/düzeltme” gayretinin başarısız olması için her şey yapılır.

Neticede dev bir boşluk hissiyle bunalan, şuur altında bir yanlışın fakında olan ama yanlışı izah etmekten çok uzakta, dile getirilemeyen hafakanlarıyla, bunalımlarıyla yaşamaya mecbur yeni “sosyal mutantlar” elde edilmiş olur.

İtiraf etmemiz gerekir ki bu coğrafyada sosyo-kültürel genleriyle az yahut çok oynanmamış hiçbir fert kalmamıştır artık.

Bir medeniyet kendini yeniden üretemediği anda çürümeye başlar. Dünyanın birçok yerinde hâkim kültür, kadim medeniyetlerin can damarlarını kesmektedir.

Mesela sosyal mutantlar artık kendi kültürlerinin müziğini üretemez hale getirilmişlerdir. Hasbelkader üretseler bile ürünleri makbul sayılmaz, sessiz sansürün sağır derinliklerinde boğulur. Ancak “sentez” adı altında “etnik müzik” adı altında popüler tüketime sunulurlar ki bu da başka türlü bir “mutantlaştırma” ameliyatıdır.

Bu model diğer sahalara kolaylıkla teşmil edilir. Sosyal mutantlar kendi sosyo-kültürel zeminlerinde ademe mahkûm edilmişlerdir.

Kendi lisanlarını tekâmül ettiremezler. Budanmış lisanlarında yürüttükleri ilmî çalışmalar güdük kalmaya mahkûmdur. Onlara mütemadiyen lisanlarının ilim yapmaya müsait olmadığı telkini verilir.

Kendi ilimlerini tabîi mecra’ında akıtamazlar. Ancak hâkim bilim mahfillerinin –ki onlar da “iyi” sosyo kültürel genlerin taşıyıcılarınca teşkil edilir- müsaade ettiği ve uygun bulduğu çalışmaların “ilmî” sayılacağı belletilmiştir.

Kendi edebiyatlarını üretemezler. Kendi edebiyatlarının çağdışı, işe yaramaz, modası geçmiş bir alay boş laf olduğu telkininin altındadırlar.

Twitter: @salihcenap

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s