Snowpiercer: Kar küreyici değil, kardelen

2013 Kore yapımı “Snowpiercer” filmiyle ilgili analizlerimizi bu yazıyla tamamlıyoruz.

snowpiercer-poster-640x360

Filmde, trenle sembolize edilen kurulu düzenin, yahut bir zamanların kurt politikacısının diliyle söylersek “müesses nizamın” kutsanmasına dikkat çekiliyor. Mesela lokomotiften “sacred” yani “kutsal” diye bahsediliyor. Lokomotif “ebedidir” ve “durursa hepimiz ölürüz” deniliyor. İnsanlara sadece trende olmanın değil, trenin kurgulandığı gibi işlemesinin de ilahi bir tarafının olduğu ve hiçbir alternatifinin olamayacağı propagandası yapılıyor.

Aslında günümüzde çok benzer bir propagandaya sürekli maruz kaldığımız rahatlıkla söylenebilir. Yaşadığımız düzenin asla bir alternatifinin olamayacağı kafamıza çakılıyor sürekli. Bütün değişimin, ancak düzenin yahut “efendilerin” izin verdiği sınırlar içinde olabileceği anlatılıyor. Mesela insanlar binlerce yıldır bankasız yaşadılar ama bugün bankaların olmadığı bir dünyadan bahsetmek doğrudan deli damgası yeme sebebi haline gelmiş durumda. Enflasyon, resesyon, faizler, borsa, döviz kurları lafları, adeta yeni bir dinin kutsal kavramları gibi üzerimize boca ediliyor.

Yönetmen Bong Joon Ho, filminin aykırı finalinde bir ümit ışığı yakıyor. Filmin ilerleyişi ve finali “aykırı”, zira başrol oyuncusu dâhil filmin tüm önemli karakterleri birer birer ölüyorlar. Holywood sinemasının, final sahnesinde herkesi kurtaran süper kahramanı alkışlamaya alıştırdığı zihnimiz aradığını bulamıyor. Aranan “kurtuluşun” ön vagonlarda, lokomotifte, hatta trenin içindeki hiçbir yerde bulunamayacağını anlıyoruz. Trenin içindeki her çözüm adaletsiz ve zalim bir düzenin yeniden üretilmesinden ziyade bir anlam taşımayacak. O yüzden lokomotifi ele geçiren kahramanlarımız doğru olanı yapıyor: ilk iş olarak lokomotifin kalbinde mahpus çocuğu kurtarıp ardından kendilerini feda etme pahasına lokomotifi havaya uçuruyorlar. Tren durunca dışarı çıkan hayatta kalanlar, trenin dışında da bir hayat olabileceğini bizzat tecrübe ediyorlar. Uzak karlı bir tepede görülen kutup ayısı dışarıda var olan ama o ana kadar inanmadıkları “hayatın” müjdecisi oluyor.

Filmin adını Türkçemize çevirenler neden doğrudan “kardelen” ismini kullanmamışlar bilemiyorum ama “kar küreyicisi” tamamen yanlış bir isimlendirme olmuş. Malum kardelenler kış sonunda karların altında büyüyüp nihayet kar tabakasını delerek kendini gösteren çiçeklerdir. Kardelenler baharın müjdecisi, ne kadar kalıcı görünürse görünsün her yeri kaplayan karların eriyeceğinin habercisidir. Filmdeki tren karlar arasında buzdan engelleri delerek yol alan bir “kardelen” gibi sunuluyor. Ancak zulüm dolu bir hapishaneden başka bir şey değil! Gerçek “kardelen” ise bu zemheri zulmün sona yaklaştığını, dışarıdaki karların artık eridiğini, dışarıda da bir hayatın mümkün olduğunu gören ve gösteren Koreli yönetmen Bong Joon Ho’nun Koreli esrarkeş mühendisi Namgoong Minsoo oluyor.

NamgoongMinsoo

Filmde görüyoruz ki zalime, kuklacıya öfke tek başına anlamlı bir şey değil. Hatta hisler manipülasyona açık olduğundan hayli tehlikeli bile sayılabilir. Bir bakarsınız kendisiyle mücadele ettiğinizi zannettiğiniz diktatöre hizmet etmişsiniz, yıkmaya çalıştığınız zulüm düzenini yeniden üretmişsiniz. O yüzden müesses nizamın karanlığını, zulmünü fark edebilenlerin yapması gereken mücadeleyi hisler üzerinde değil akıl ve mantık üzerinde yapmak. Batılıların “kutunun dışında düşünmek” dedikleri böyle bir şey işte.

Müesses nizamın sürükleyicileri için kutunun içini karış karış bilmek, orada yapılabilecek her hareketi öngörmek, hatta tasarlamak mümkün. Ama kutunun dışında düşünebilenlerin üreteceği fikirlere karşı nispeten savunmasızlar. Bu yüzdendir ki her kutunun dışında düşünme girişimi ya alayla, ya küçümsemeyle derhal cezalandırılıp bastırılıyor.

Elbette ortaya bir alternatif çıkartabilmek kolay değil. Mesela ortaya alternatif bir ekonomik düzen koyma girişimlerinin yakın tarihimizde felaketlere yol açtığı biliniyor ama yine de bu insanlığı ümitsizliğe itmemelidir.

Düşünen, üreten kafalar, dünyayı sarıp sarmalayıp, adım adım genişleyen adaletsizliği gidermeye çalışmaktan asla vazgeçmemelidir.

Twitter: @salihcenap

Koreli Mühendisin Mehlika Sultan Halüsinasyonları

Koreli Mühendisin Mehlika Sultan Halüsinasyonları

2013 tarihli Güney Kore yapımı Snowpiercer isimli filmle ilgili analizlerimizi paylaşmaya devam ediyoruz.

NamgoongMinsoo

Devrimci gruba vagonlar arasındaki kapıları açarak “ilerlemeyi” sağlama görevini üstlenen Koreli mühendis “Namgoong Minsoo” filmin önemli karakterlerinden biri. Bu “trenin” yapımında rol alan ama nihayet trende üretilen ve aslında bir yan sanayi ürünü olan Kronol isimli uyuşturucunun müptelası haline gelmiş bir mühendisten bahsediyoruz. Bugün Güney Kore, Hyundai, KIA, LG, Samsung, SsangYong gibi dev teknoloji şirketleri ile batı menşeili kapitalizm treninin en önemli “mühendislerinden” biri hakikaten. Kronol tıpkı diğer birçok uyuşturucu gibi halüsünasyonlara sebep oluyor. Halüsünasyonlar, fiziken dışına çıkmanın mümkün olmadığı trenden zihinsel bir kaçış sağlıyor. Bu kaçış teması öylesine güçlü ki, Namgoong Minsoo’nun son sigaralarını yakmak için kullandığı kibritin üstünde “Fiji” yazıyor. Hani meşhur Truman Show filminde Truman’ın içinde yaşadığı hapishaneden kaçıp kurtulmak için kendine hedef seçtiği Fiii!

Truman-Flight-Fiji

Cemil Meriç, “Bu Ülke” isimli meşhur eserinde Yahya Kemal Beyatlı’nın meşhur “Mehlika Sultan” şiirindeki gençleri batı hayranı Genç Osmanlılara benzetir, Mehlika Sultan’ı da batıya:

Birer çocuktu Genç Osmanlılar… yaramaz, serkeş. Mefhumlar ve müesseselerle oynuyorlardı. Mehlika Sultan’a âşık yedi gençtiler. Meçhulü arıyorlardı, meçhul ve mutlakı. Sonunda hepsi uslandı. Kanatları yorgun, kalpleri yaralı yurda döndüler. Gurbet kocatmıştı genç şahinleri… gurbet ve tecrübeler…

CemilMeriç

Ben de Namgoong Minsoo karakterini, yani batıya hayran, batının ürettikleriyle sarhoş Kore’li mühendisi Mehlika Sultan’a âşık gençlerin en küçüğüne benzettim. Şiiri de kısmen hatırlatalım:

YahyaKemal
Mehlika Sultan’a âşık yedi genç

Gece şehrin kapısından çıktı:

Mehlika Sultan’a âşık yedi genç

Kara sevdalı birer âşıktı.

Bir hayâlet gibi dünya güzeli

Girdiğinden beri rü’yâlarına;

Hepsi meshûr, o muammâ güzeli

Gittiler görmeye Kaf dağlarına.

../..

Mehlika’nın kara sevdalıları

Vardılar çıkrığı yok bir kuyuya,

Mehlika’nın kara sevdalıları

Baktılar korkulu gözlerle suya.

Gördüler: ”Aynada bir gizli cihân..

Ufku çepçevre ölüm servileri…”

Sandılar doğdu içinden bir ân

O, uzun gözlü, uzun saçlı peri.

Bu hâzin yolcuların en küçüğü

Bir zaman baktı o viran kuyuya.

Ve neden sonra gümüş bir yüzüğü

Parmağından sıyırıp attı suya.

Su çekilmiş gibi rü’yâ oldu!..

Erdiler yolculuğun son demine;

Bir hayâl âlemi peydâ oldu

Göçtüler hep o hayâl âlemine.

Mehlika Sultan’a âşık yedi genç

Seneler geçti, henüz gelmediler;

Mehlika Sultan’a âşık yedi genç

Oradan gelmeyecekmiş dediler!..

Namgoong Minsoo de nişan atar gibi attığı yüzükle kuyudaki halüsinasyonu bozan, yani anlamsız hayranlığından kurtulunca hanyayı konyayı anlayan batı aşığı bir doğulu mühendis. Bir şekilde ortaya çıkmasında rol sahibi olduğu trenin, yani düzenin, adaletsizliğine karşı önce çaresizlik hisleri içinde kendini uyuşturan, sonra fırsat bulduğunda mücadeleye başlayan bir karakter.

Namgoong Minsoo filmin sonunda hem kahramanımıza hem kendi kızına gerçek çıkış yolunu, yani pencerenin dışını gösterecek karakter oluyor.

Filmle ilgili notlarımızı paylaşmaya devam edeceğiz.

Twitter:@salihcenap