Mustafa Kemal, tarihimizde çok önemli bir figür. Önce çok önemli bir asker, cumhuriyeti kuran ekibin başındaki lider, sonra yakın tarihimize damgasını vurmuş çok önemli bir siyasetçi.

Ama son tahlilde siyasetçi. Bir parti başkanı. Hatta bugünkü deyimle ifade edersek partili cumhurbaşkanı.

Mustafa Kemal, iktidarı elde ettikten sonra ittihat ve terakki fırkasının reform programını uygulamış, III. Selim ve II. Mahmud’la başlayan batılılaşma, modernleşme çabalarını yoğunlaştırmış, tek adam olmanın verdiği imkanlarla reform programını radikal şekilde uygulama şansı elde etmiş.

Bu reformlar arasında alkışlanabilecek olanların yanısıra eleştirilebilecek olanlar da söz konusu.

Ama hayatında ve ölümünden sonra asıl tartışma yaratan, onun ülkeyi yönetme tarzı olmuş.

Her siyasetçi gibi onun da politikalarını benimseyenler ve doğru bulmayanlar var. Bunun olması çok normal.

Fakat bazı hiç de “normal” sayılmayacak tarihi gerçekler var ki yüzleşmeden geçip gitmek mümkün değil!…

Geçmişe dönüp baktığımızda görüyoruz ki, Mustafa Kemal, özellikle mutlak gücü elde ettikten sonra muhaliflerine, politikalarını benimsemeyenlere, kararlarını doğru bulmayanlara hiç bir itiraz ya da muhalefet şansı vermemiş.

Kendi partisinden başka hiçbir partiye hayat hakkı tanımamış. Muhalefet partilerinin kurulmasına müsaade etmemiş!

Kendisininkilere alternatif ya da karşıt fikir üretme potansiyeli taşıyan dernekleri kapattırmış.

Bundan feministinden liberaline, İslamcısından, masonuna, komünistine kadar herkes payını almış. 

Basın hürriyetini tamamen ortadan kaldırmış.

1925’te her türlü basın yayın organını tek başına vereceği bir kararla kapatma yetkisini kendisine veren takrir-i sükun kanunu çıkartmış.

Ülkede kendi görüşlerine aykırı herhangi bir fikrin yayınlanmasına asla müsaade etmemiş.

Demokratik bir cumhuriyet kurma iddiasına rağmen demokrasiyi Osmanlı’da olduğundan bile geri götürmüş. (Bilmeyenler için: Osmanlı’da ilk demokratik seçimler Mustafa Kemal’in doğmasından dört sene önce 1877’de yapılmıştı. Cumhuriyetin kurulmasından önce 1908, 1912, 1914, 1919 ve 1920’de de seçim sandıkları kurulmuştu.)

İktidara geldikten sonra halkın gerçekten özgürce oy kullanacağı bir seçim yapılmasına müsaade etmemiş.

Daha sonra Kaddafi, Saddam, Esad gibi liderlerde göreceğimiz üzere tek adam/tek parti olarak girip güya yüzde yüz oyla seçildiği göstermelik seçimler yaptırmış.

Bütün gücü avucunda tuttuğu halde, hayatı boyunca başka partilerin de girebileceği, propagandasını yapabileceği, eşit şartlarda bir seçim yapmayı göze alamamış.

Milletvekili olacak kişileri masabaşında kendi seçmiş, parti içinde bile bir demokratik sürece müsaade etmemiş. 

Ülkeyi iktidarı boyunca demir yumrukla yönetmiş.

Demokrasinin olmazsa olmazlarından sayılan yargı bağımsızlığını, kuvvetler ayrılığı prensibini, denetim mekanizmalarını ortadan kaldırmış.

Kendi yakın dostlarının, siyaset ve askerlikte yol arkadaşlarınınkiler de dahil olmak üzere hiçbir muhalif sese tahammül edememiş, rakip gördüğü kimseleri ortadan kaldırtmış, sürgüne göndermiş, hapse attırmış.

Bunların arasında yola beraber çıktığı, milli mücadeleyi beraber yürüttüğü Ali Şükrü Bey, Hüseyin Avni Bey, Mehmet Akif Ersoy, Kazım Karabekir, Halide Edip Adıvar, Ziya Hurşit Bey, İsmail Canbulat, Ali Fuat Cebesoy gibi isimler var.

Devlet ihalelerini açık, şeffaf şekilde yapmamış, kendi çevresindeki müteahhitlere vermiş. Kendisi de ülkenin en zengin sanayicisi, banka ve çiftlik sahibi olarak hayata gözlerini yummuş.

Hayatı sırasından bütün bunları eleştirebilecek bir basın bulunmadığı, öldükten sonra da çıkarılan bir kanunla ona yöneltilecek eleştirilerin önüne geçildiği için adeta dokunulmazlık kazanmış.

Hukukun en temel prensiplerinden biri olan “bir şahsa özel kanun yapılamaz” prensibine aykırı olarak çıkartılmış, dünyada eşi benzeri olmayan bir kanun bu!

Şimdi, zaman değişip bu eleştiriler daha rahat dile getirilebilir hale geldiğinde, onu yaptıklarını tam da bilmeden sevenlerin ileri sürdüğü argüman “o zamanın şartları öyle olmasını gerektiriyordu” oluyor.

Fakat bu argüman her fanatik partilinin, hayran olduğu liderin bir takım yanlışlarını meşrulaştırmak, rasyonalize etmek için başvurdukları oldukça çürük bir argüman!

Buna göre bugün kızdığımız her lider de “içinde bulunduğumuz zamanın ve verdiğimiz mücadelenin olağanüstü şartları bunları yapmamızı meşru kılıyor” gibi saçma ve anlamsız bir argümanın arkasına sığınabilir.

Mesela Mao’nun, Stalin’in, Saddam’ın, Hafız Esat’ın, Muammer Kaddafi’nin, Habib Burgiba’nın, Ahmet Bokassa’nın, Idi Amin’in taraftarları da yüce liderlerinin “o şartlarda” başka türlü hareket etmesinin mümkün olmadığını, yapılacak en doğru şeyi yaptığını ileri sürebilirler.

Mesela neo-nazi bir grup Hitler’in, “aşağılık bir ırk olan” yahudilerin Alman ırkının mezarını kazdığı, ajanlık yaptığı, Alman milletini zayıflattığı şartlarda en doğrusunu yaptığını ileri sürebilir ama bu söyledikleri kendisi gibi kesin inançlı olmayan kimseler için en ufak bir anlam ifade etmez. Bu mazeretler Hitler’in bir cani bir katil, acımasız bir diktatör olduğu gerçeğini değiştirmez.

O zamanın şartları” argümanını geçerli saymamız için “o şartların elverişsizliği” konusunda bir uzlaşma olması gerekir.

Böyle bir uzlaşma yok.

Milli mücadele sürerken, hatta top sesleri Ankara’dan duyulurken kurulan demokratik bir mecliste, halk oyuyla seçilmiş milletvekilleri çatır çatır fikirlerini savunabilirken zafer kazanıldıktan sonra toplumun demokrasiye hazır olmadığını söyleyerek bir tek adam rejim kurmanın savunulacak bir tarafı yok!

“Zamanın şartları”, herhangi bir lider için herhangi bir zamanda özgür basını susturmanın, dernekleri kapatmanın, yargıyı etkisizleştirmenin,  eşe dosta ihale dağıtmanın mazereti olabilir mi?

Bazı yanlışlar kim tarafından, nerede, ne zaman, ne şartlarda yapılırsa yapılsınlar yanlıştırlar!

10 Kasımlarda çok kimselerin insanın sosyal medyada hasretle…, özlemle… diye paylaşımlar yaptıklarını görünce çok merak ediyorum, acaba neye hasret duyuyorlar. Özgürlüklerinin kısıtlanmasına mı, denetimsiz bir iktidara mı, susturulmuş bir basına mı, hapse atılan muhaliflere mi, tamamen tek bir adamın emrinde bir yargıya mı?…

İnsanoğlu pek garip bir varlık…

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.