Zor Olanı Söylemek

Zor Olanı Söylemek

Çok işitmişizdir: İslam’da bir ruhban sınıfı yoktur!

Bunu söylemek çok kolay.

İnsanların kafasında “ruhban” kelimesinin karşılığı yok çünkü.

Kimsenin oturup “ruhban” da neymiş diye araştıracak hali yok!

Zor olan bunu zihinlerde karşılığı olan kelimelerle ifade etmek.

Mesela şuradan başlayalım:

Rical-ül gayb” diye bir şey yoktur!

Bu da çok teknik. Bunun da halkın zihninde doğrudan karşılığı yok.

O zaman şunu söyleyelim:

Üçler, yediler, kırklar diye bir şey yoktur!

Ne Kur’an’da ne hadiste bulabilisiniz bunları. Tamamen uydurmadır.

Devam edelim.

Abdal, eren, evtâd, revâsî, nukebâ ve nucebâ, gavs, kutup diye bir şey yoktur!

Bu sıfatlar insanların kendi kendilerine uydurdukları sıfatlardır.

Kendisine “en büyük veli” denilenler de dahil olmak üzere kimsecikler gaybı bilemez.

Kerametleri kendilerinden menkul bazı seçilmiş kişilerin mânâ aleminden haber getirebildikleri yalandır, en iyi ihtimalle kendi kuruntularıdır!

Tayy-i mekân, bast-ı zaman diye bir şey yoktur.

Kendine Allah dostu denilen bazı kimseler bir takım süper güçlere sahip değillerdir. Doğal afetleri engelleyemezler, hava durumuna müdahale edemezler.

Mehdi, mesih falan gelmeyecektir.

Peygamberin soyundan gelmenin, “seyit olmanın” insanı taşıdığı bir üst varlık seviyesi yoktur.

Sevgili peygamberimiz tebliğ vazifesini tamamlayıp vefat etmiştir.

Temessüller, yakaza halinde peygamberimizle sohbet etmeler yalandır.

Rüyalarla amel edilmez. Rüyalar bırakın başkalarını, bizzat göreni bile bağlamaz.

Allah’la rüyada yahut uyanık halde görüşüp talimat aldığını söyleyenler ruh hastasıdır.

Ölmüş gitmiş sahabeler, dervişler, âlimler, devlet adamları paralel evrenden dünyayı idare etmezler. Toplantılar yapıp bir takım zevatın rüyaları vasıtasıyla talimatlar iletmezler.

Belli bir tarikatin filanca koluna mensup olmak kimseyi cehennemden korumaz.

Üzerine “ism-i şerif” diye nitelenen arapça kelimeler yazılmış büyülü kefenler de, “nal-ı şerif” diye satılan deri terlikler de cehennem ateşine karşı koruma sağlamaz. Ama onları pazarlayan şarlatanları zengin edebilir.

Allah bir takım kullarına seçilmiş olduklarını bilgisayar yazıcısından aldıkları çıktılarla bildirmez.

Vahyini peygamberlerine bile Cebrail a.s. vasıtasıyla gönderen Allah kimseye ilhamla kitap filan yazdırmaz.

Hiçbir ölmüş şeyh, yarım kalmış kitabını halefinin rüyasında dikte ettirerek tamamlayamaz.

Tövbe almak diye bir şey yoktur. Tövbe, araya kimseyi karıştırmadan Allah’a edilir.

Üstünlük sadece takvadadır ama bu üstünlük, karşılığını öbür dünyada bulacak bir üstünlüktür.

Bu dünyada hiç kimse ibadetiyle, ilmiyle, riyazetiyle, Allah ile sıradan insanlar arasında bir ara seviyeye yükselmez, sıradan insanların tabi olduğundan farklı ilâhi yahut fiziki kurallara tabi olmaz.

***

Bizim gelecek tepkileri göze alıp bu ve bunun gibi “acı gerçekleri” dile getirmemiz çok bir şey ifade etmez. Bunları diyanetin ve halkın itibar ettikleri alimlerin söylemesi gerekir. Hem de lafı dolandırmadan, istisnalar koymadan.

Yoksa bu bataklık daha çok hastalık üretecek.