Misilleme!

Misilleme!

havayollariABD’ye belli ülkelerden yapılan uçuşlara getirilen elektronik cihaz yasağının amacı, son yıllarda Avrupa-Amerika havayollarının rekabet etmekte zorlandığı şirketlerin önünü kesmektir. Yasaklanan havaalanlarından yapılan uçuşlar, yasağın gelmesiyle birlikte tamamen Avrupa’ya kayacaktır.

ISIS’in örgütlendiği en önemli ülkelerden Fransa’da ya da Belçika’da da terör saldırıları oldu ama nedense oralara bir “tedbir” düşünülmedi. Açıkça görmemiz lazım: Terörizm falan bahane! Başta Emirates olmak üzere THY gibi hava yollarının yükselişini durdurmak için Amerikan İngiliz ortak yapımı bir ekonomik müdahale bu.

Peki, şimdi ne yapmak lazım?

Aynı “ekonomik” kategoride bir misilleme yapmamız şart!

Fakat bu iş nasıl olacak?

Aslında çoktandır atmamız gereken bir adımı atmak için bir fırsat yakalamış olabiliriz!

Misillemeyi yapacağımız alan “bilişim teknolojileri” alanıdır.

Önce gerçekle yüzleşelim: Alternatif bilişim altyapılarını kurabilecek teknolojiye sahip değiliz. Ama en azından Amerikalı ve Avrupalı bilişim devlerinin bize fahiş fiyatlarla sattığı ya da bedava verip bilgilerimizi çaldığı uygulamalara mahkûm da değiliz!

Kendi ayaklarımız üzerinde durana kadar tamamen açık kaynak kodlu alternatiflere geçmeliyiz.

Biraz konforumuz eksilebilir ama gerçek bir misilleme yapabilme adına, kabul edilebilir bir rahatsızlık bu.

Türkiye devleti “güvenlik gerekçesiyle” şu kesin kararları almalı ve derhal uygulamaya koymalıdır:

  1. Tüm kamu kurumlarında her türlü Microsoft ürünlerinin alımı durdurulmuştur.
  2. 12 ay süre içinde kamuda tek bir tane bile Microsoft işletim sistemi üzerinde çalışan sunucu ve veritabanı yönetim sistemi kalmayacak, bütün yazılımlar açık kaynak kodlu sistemlere aktarılacaktır.
  3. Microsoft platformlarında geliştirilen tüm yazılımlar nodejs, java, php, ruby on rails, python gibi açık kaynaklı platformlarda yeniden yazılacaktır.
  4. MsSqlServer, DB2, Oracle veritabanlarındaki veriler, PostgreSql, MySql, MariaDB, MongoDB gibi açık kaynak kodlu veritabanı yönetim sistemlerine aktarılarak kapalı kaynak kodlu tüm veritabanları devre dışı bırakılacaktır.
  5. Kamu kurumlarında kullanılan Microsoft Windows ve Microsoft Office lisansları yenilenmeyecektir. Tüm kamu kurumları Pardus işletim sistemine geçiş için gerekli altyapı ve eğitim planlamasını yaparak en kısa sürede geçişi sağlayacaklardır.
  6. Başta güvenlik ve adalet bürokrasisi olmak üzere tüm kamu çalışanlarının WhatsApp, Telegram, Facebook, Facebook Messenger ve Twitter kullanması kesinlikle yasaklanmıştır. Telefonunda bu uygulamalar tespit edilen kamu görevlileri doğrudan “bylock” kullanıyor gibi işlem göreceklerdir.
  7. Kamu görevlerinin Dropbox, Google Drive, iCloud gibi bulut depolama sistemleri üzerinden dosya paylaşması kesinlikle yasaktır. Bu tür paylaşımları yaptıkları tespit edilen kamu görevlileri hakkında soruşturma açılacaktır.
  8. Tüm kamu görevlilerinin gmail, hotmail, yahoo gibi uluslararası mail sağlayıcıların sunduğu bedava hizmetler üzerinden kamu ile ilgili haberleşme yapmaları yasaklanmıştır. Kamuya ait herhangi bir bilgiyi bu servislerin sağladığı email hesabından paylaşan kamu görevlileri casusluk soruşturmasına uğrayacak ve en azından maaş kesme cezasıyla cezalandırılacaklardır.
  9. Kamuda kullanılan tüm paket yazılımlar açık kaynak kodlu olmak zorundadır. Microsoft Sharepoint gibi CMS sistemleri, ArcGis gibi coğrafi bilgi sistemi uygulamaları derhal açık kaynak kodlu alternatif platformlara kaydırılacak, bu tür paket uygulamalara bir daha asla para ödenmeyecektir.
  10. Cisco, CheckPoint, Juniper, SonicWall, NetGear, Fortinet gibi yabancı menşeli siber güvenlik ürünlerinin kullanımı yasaklanmıştır. Bunlar kamu güvenliği ile ilgili kurumlarda en geç üç ay içinde, kamunun geri kalanında en geç 12 ay içerisinde yerli alternatifleriyle değiştirilmek zorundadır.

Bu saydığım teknolojilerden “ekmeğini kazanan” çok dostum var ama eminim ki onlar alternatif açık kaynak kodlu sistemlerden de ekmeklerini çıkartabilecek nitelikte insanlardır.

Sadece bu ürünleri kullanmayarak hem ekonomik bir yaptırım uygulamış hem de siber güvenlik konusunda ciddi bir adım atmış oluruz.

Alışkanlıklarımız değiştirmek, yeni şeyler öğrenmek kolay bir süreç değil kabul ediyorum ama yaklaştığı görülen üçüncü dünya savaşına bu tedbirleri almadan yakalanırsak ödeyeceğimiz bedel kat be kat fazla olacaktır.

Reklamlar

Mühendis Hasan Bey’in Müthiş Deneyi

Mühendis Hasan Bey’in Müthiş Deneyi

Müsteşar yardımcısı Tarık Bey, saat dokuza yirmi kala makamındaydı. Hızlıca gazetelere bir göz attı. Ülkenin gündeminde yine kamu reformu vardı. Saat başına beş dakika kala telefon ahizesini kaldırıp sekreteri Yasemin Hanıma,

– Arkadaşlar geldi mi? Adaylar hazır mı? diye sordu.

– Herkes yerini aldı ve ilk adayımız da hazır efendim, diye cevapladı Yasemin Hanım.

– Güzel.. Ben mülâkat salonuna geçiyorum. Adayımızı da gönderebilirsiniz.

Tarık Bey kalkıp odasındaki arka kapıdan toplantı salonuna geçti. Salonda diğer müsteşar yardımcısı Atilla Bey ve personel genel müdürü Akif Bey koyu bir sohbete dalmışlardı. Onlara merhaba deyip yerini aldı.

Salonun bir köşesinde bir gizli kameranın çalıştığını ve bir üst katta meraklı gözlerin onların her hareketini büyük bir merak ve heyecanla takip ettiğini hiçbirisi bilmiyordu. Bakışlarını monitöre kitlemiş olan Bakan, sekreterine ikinci bir talimata kadar hiçbir telefonu bağlamamasını, yanına hiç kimseyi göndermemesini söylemişti.

Memuriyet mülakatına girmek üzere gelen ilk aday Murat isimli bir gençti. Hızlıca evraklarına göz attılar. KPSS’den hayli yüksek bir not almıştı. Pek de kendine yakıştıramadığı, giymeye alışık olmadığı belli takım elbisesi içinde gösterilen koltuğa oturdu. Gözleri büyük bir özgüvenle ışıldıyordu.

Müsteşar yardımcısı Tarık Bey,

– Merhaba Murat, dedi. Özgeçmişin ve KPSS notların önümüzde. Matematik, Türkçe ve yabancı dil testlerinde gayet iyi sonuçlar aldığını görüyoruz. Ama tabi kurumumuzda “uzman” olarak çalışmak için bundan fazlası gerekir. Şimdi bu iş için doğru kişi misin onu anlamaya çalışacağız.

Bir an için Murat’ın yüzü gölgelenir gibi oldu. Yüzünü ekşitecekti ama kendini tuttu. İçinden, “adamlara bak” dedi, “notlarım ortada, torpilim en büyük yerlerden, mecbur alacaklar beni, bu görüşme bir formaliteden ibaret ya ille havalarını basacaklar!”. Sonra kendini toparlayıp gülümsedi.

– Buyurun, dedi..

– İlk soruyu ben sorayım, diye lafa girdi Tarık Bey. Aldığın bu puanla birçok başka kamu kurumuna baş vurabilirdin. Neden bizim bakanlığımızı tercih ettin?

Murat duraksadı. Sınavlara çalışırken sormuş soruşturmuş, en az çalışılan kurumun hangisi olduğunu bulmaya çalışmıştı. Kapağı bir kez devlete attıktan sonra mühim olan, mümkün olduğu kadar az çalışmaktı. Saklamaya lüzum görmedi:

– Burası pek fazla yoğun olmadığı için, deyiverdi.

Atilla Bey, hayret eden gözlerle önce Akif Bey’e sonra Tarık Bey’e bir bakış attı. Murat yine içinde “bakın bakın birbirinize… istediğiniz kadar bakın… sonuçta bana hoş geldin demekten başka çareniz mi var… ta Bakan’dan torpilliyim…” diye geçirdi.

Ne Tarık Bey ne diğerleri bu beklenmedik cevapla ilgi yorum yapmak istedi. Üçü de hızla artan şiddetli bir baş ağrısı hissediyorlardı. Gerçekten Bakan bu adayla ilgili olarak üçünü de aramış, ısrarla bu çocuğu övmüş, alınmasını istediğini açık açık belirtmişti. Kıymetli bir arkadaşın pırıl pırıl oğluymuş, böyle hem parlak hem güvenilir gençlerin kamuda görev almasında fayda varmış vesaire…

Atilla Bey gittikçe şiddetlenen baş ağrısını belli etmemeye çalışarak bir soru yöneltti:

– Aldığın puanlara, üniversite bitirme derecene bakıldığında parlak bir mühendis olduğun görülüyor. Serbest piyasa da buradan alacağın ücretin iki katına çalışabilirsin. Neden özel sektörde bir iş aramayı tercih etmedin?

Murat’ın canı iyice sıkılmıştı. İçinden “sana ne be, seni ne ilgilendirir” diye bağırmak geçiyordu. Bu formalite bir an önce bitsin istiyordu. Hissettiği müthiş özgüvenle daha da dürüstçe, hatta küstahca bir cevap vermeyi seçti:

– Teknoloji her geçen gün hızla ilerliyor. Sürekli çalışmak, sürekli yeni şeyler öğrenmek gerekiyor. Özel sektör sizden bunu bekliyor. Ayrıca gece geç vakitlere kadar çalışmalar, hafta sonu mesaileri hiç bana göre değil. Ben dünyaya çalışmak için gelmedim diye düşünüyorum. Bana dokuz beş mesaisi yeter de artar bile.

– Peki, burada çalışırsan, nasıl olacak da doğru dürüst zaman ayırmadığın, hakkıyla bilmediğin bir işin uzmanı olacaksın?

– Buradaki uzmanlar çok mu biliyor sanki!

– Buradaki uzmanlar yeterli olsaydı yeni uzman almaya ihtiyaç duyar mıydık?

Murat sustu. Üç bürokratın da alınlarında boncuk boncuk terler birikmişti. Tarık Bey ve Atilla Bey bakışlarını Akif Bey’e çevirdiler. Bu da vazifeyi ona verdikleri anlamına geliyordu. Akif Bey ağrıyan başı ile anladığını gösteren bir işaret yapıp, gayet kararlı bir ses tonuyla konuşmaya başladı:

– Murat Bey, bu işin ehli olmadığınızı düşünüyoruz. Bu Bakanlıkta çalışmanız kesinlikle söz konusu değildir. Çıkabilirisiniz.

Murat’ın yüzü bembeyaz olmuştu. Olanlara inanamıyordu. Son bir hamle yapmak istedi:

– Fakat sayın Bakan sizi ara…

– Lütfen salonu derhal terk edin…

Bu sözleri telefona uzanan Akif Bey söylemişti. Hemen telefonda Yasemin Hanım’a,

– Sonraki adayı gönderir misiniz, dedi.

Murat dehşet içinde kalktı. Sallanarak yürüdü ve güçlükle açtığı kapının ardında kayboldu.

Kapı kapandığı anda üç memur da başlarını bir mengeneden kurtarmış gibi hissettiler. Baş ağrıları aniden geçivermişti.

Tam o anda bir üst katta, herşeyi an be an takip eden Bakan’ın makamında sevinçli bir kutlama başladı. Bakan, kalın çerçeveli gözlüğünün ardındaki gözlerinde sevincini saklayamayan ses mühendisi Profesör Hasan Bey’in elini hararetle sıkarken, “Harika! Şimdi bunu yaygınlaştırmalıyız” diye naralar atıyordu.

Aslında herşey bir yıl kadar önce, Hasan Bey’in köyünü ziyareti esnasında başlamıştı. Komşu köyün imamı Mehmet Hoca’nın çok hasta olduğu söylendiğinde Hasan Bey bu methini hep duyduğu ama ziyaret fırsatı bulamadığı hocaefendiyi hayattayken görmek istemişti. Hasan Bey hocanın yanına vardığında çok garip bir şey farketmişti. Bu, köyünden askerlik dışında hiç çıkmamış hocanın inanılmaz bir yeteneği vardı. Davudi sesi ile söylediği herşey çok kuvvetli bir telkin niteliği kazanıyordu. Köyünün diğer köylerden ayrılması da bundan kaynaklanıyor olmalıydı. Onun köyündekiler dürüstlükleri ve yardım severlikleriyle tanınırlardı. O anda Hasan Bey’in kafasında bir fikir uyanıverdi. Hocaya fikrini açtı. Hoca pek anlamasa da samimi bulduğu Hasan Bey’e “peki” deyince Hasan Bey yüksek kalitede ses kaydı yapan cihazıyla yanında bitiverdi. Mehmet Hoca’dan o müthiş davudi sesiyle Nisa suresinin 58. ayetinin mealini okumasını rica etti:

“Allah, size, emanetleri mutlaka ehline vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emrediyor. Doğrusu Allah, bununla size ne güzel öğüt veriyor! Şüphesiz ki Allah, hakkıyla işitendir, hakkıyla görendir.”

Hasan Bey tatilini tamamlayıp üniversitedeki görevinin başına dönmüştü ki Mehmet Hoca’nın vefat haberini aldı. Biraz da bu haberin tesiriyle, derhal fikrini denemeye girişti. İlk önce hocanın sesini dijital ortamda çeşitli filtrelerden geçirdi ve insan kulağının işitme aralığının üstündeki frekanslarda yeniden üretti. Tüm mesajı saniyenin onda birinde verilebilecek şekilde sıkıştırdı ve bir saniyede on kez tekrarlanacak şekilde kaydetti.

İş deney aşamasına gelmişti. Hasan Bey çevresinde torpicilikleriyle meşhur hocaları gizlice deneylerinde kullandı. Günde birkaç kez bahaneler bularak o hocaları telefonla aradı ve her aramasında havadan sudan konuşurken bir yandan da yüksek frekanslı telkin mesajını onlara dinletti.

Netice mükemmeldi. Hocaların kulakları yüksek frekanslı sesi işitmiyor ancak beyinleri mesajı gayet güzel algılıyordu. Torpilci hocalar deneyden sonra torpil yapamaz hale gelmişlerdi. Hasan Bey vakit geçirmeden üniversiteden arkadaşı, üç sene boyunca aynı öğrenci evinde beraber kaldığı Bakan Bey’i aradı ve müthiş buluşunu ona anlattı. Bakan Bey, ilk önce anlatılanlara pek inanamasa da, arkadaşının hatırına bir deneme yapmayı kabul etti. Bakan Bey’in sekreterinin telefonuna Hasan Bey’in “yüksek frekanslı telkin mesajını” kaydettiler. Böylece sekreter hangi bakanlık bürokratını ararsa arasın mesaj dinletilmiş oluyordu. Sonra Bakan deneyin hatrına en nefret ettiği şeyi yaptı: “torpil” yapmak için ilgili bürokratları aradı.

O gün Bakan’ın odasında büyük bir sevinçle kutlanan da işte bu deneyin neticesiydi. Mülakatları gerçekleştiren bürokratların başlarını mengenelere sokan da her telefon görüşmelerinde şuuraltlarına yerleştirilen telkinlerdi. Yöntem işe yaramış, ehli olmayan bir kişinin torpille devlet memuru olması engellenmişti.

Bakan’ın sevinçli sesi ta sekreterinin odasında iştiliyordu:

– Bunu şimdi tüm kamuda yaygınlaştırmak lazım!

Twitter: @salihcenap